NEYİ MERAK ETTİK? 1 İLK TÜRK KADIN YAZAR “BİR KADIN”

Fatma Aliye Topuz
Bir feministle mi yoksa bir Atatürk düşmanıyla mı karşı karşıyayız?
Başlamadan belirteyim Atamın düşmanı dostum olamaz. Bu konu ayrı. Ben sadece “ilk Türk kadın yazar kimdir?” sorusunun peşindeyim ve günümüzde internet ortamında herhangi bir arama motoruna bu soruyu yazdığınızda karşınıza çıkan isim Fatma Aliye Topuz’dur. Dolayısıyla bu yazı, onun hakkındadır. Ancak burada kendimi, bir parantez açmak ve belirtmeden geçilemeyecek bir bilgi vermek zorunda hissediyorum. Aslında tarihimizde ilk kez bir roman yazan kadın, 1877 yılında yayımladığı Aşk-ı Vatan adlı romanıyla Zafer Hanım’dır. Ancak yaşamı boyunca tek esere sahip olması gerekçesiyle beş romanı olan Fatma Aliye Topuz ilk romancı kabul edilir. Kime göre, neye göre? Bu durumun haklılığı elbette tartışılır. Dolayısıyla benim için ilk romancı kadın, Zafer Hanım’dır. Yine de bu yazımda genel geçer doğrulara dayanarak Fatma Aliye Topuz’dan bahsedeceğim çünkü bence ilginç ve hakkında yazılası biridir.
Şu anda 50 liralık banknotlarımızın üzerinde Fatma Aliye Topuz resminin basılı olduğunu biliyor muydunuz? Bu durumun tamamen siyasi nedenlerden olduğunu ve ülkemizdeki İslamcı kesimleri mutlu etmek amacıyla yapıldığını düşünenler ve şiddetle karşı çıkanlar olduğunu belirtmeliyim. Benim de kafamda soru işaretleri oluşturmuyor değil.
Ancak yine de “içinde bulunulan şartlar” göz ardı edilmemeli diye düşünüyorum. Şimdi o dönemi düşünmeye çalışalım. 1862 yılında, önemli bir Osmanlı paşasının (Ahmet Cevdet Paşa) kızı olarak dünyaya geliyorsunuz ve henüz on üç yaşındayken tesettüre giriyorsunuz. O dönemde kız çocukları eğitim göremiyorlar. Siz yine de şanslılardan sayılırsınız çünkü kardeşinizin eğitimi için evinize hocalar geliyor siz de onlardan yararlanabiliyorsunuz. Kendi çabalarınızla Fransızca öğreniyorsunuz. Erkek kardeşinizin ilgilenmeyip bir kenara bıraktığı eserleri okuyarak hayatınızda sonradan çok önemli bir yeri olacak Ahmet Mithat Efendi ile tanışabilmişsiniz. Ve ancak kendinizi, kendi çabalarınız sonucu öğrendiğiniz ve yine kendi çabalarınız sonucu Fransızca’dan çevirebildiğiniz Meram adlı kitap (Volente; George Ohnet 1888) sayesinde kanıtlayarak babanızın onayından geçebiliyorsunuz. Onayından geçmekle kasıt, artık kendi başınıza işler yapabileceğiniz değil yalnız. Ancak babanızın da onayıyla, Ahmet Mithat gibi Tanzimat Dönemi’nin isim yapmış yazarlarından birinin manevi kızı olmak suretiyle edebiyat ile ilgili işler yapabiliyorsunuz. Öyle bile olsa, yarısını Ahmet Mithat Efendi’nin diğer yarısını da sizin yazdığınız Hayal ve Hakikat adlı eserde isminiz bulunamıyor. Ancak “Bir Kadın ve Ahmet Mithat” olarak kendinize yer bulabiliyorsunuz; ki bu çok acı bence. Bir de koca baskısı var tabii. Kendisi gibi düşünmeyen edebiyatla ilgilenmeyen yetmezmiş gibi kitap okumanın kadınların terbiyesinde bozulmaya yol açtığını düşünen bir koca tarafından okumanız bile yasaklanıyor. On yıl boyunca süren yasak sırasında gizli gizli okuyabiliyorsunuz.
Yine de vazgeçmemiş Fatma Aliye Topuz, okumaya ve yazmaya devam etmiş. Bu, takdir edilmesi gereken bir durumdur. Muhadarat adlı ilk romanını kendi adıyla bastırdıktan sonra Refet, Udi, Levâyih-Hayat ve Enin adlı romanları yazmış ve yayımlatmıştır. Tanzimat ve Servet-i Fünûn dönemlerinde yayımlanan pek çok dergide de makaleleri ile yer almıştır Fatma Aliye. Ayrıca kendisi gibi yazar olan kız kardeşi, Emine Semiye ile birlikte dönemin en uzun soluklu kadın dergilerinden birini “ Hanımlara Mahsus” u çıkarmışlardır.
Yaptığı işlere ve yazdığı romanların içeriğine baktığınızda kendisinin neden kadın hakları koruyucularından ya da Türkiye’de feminist hareketin ilklerinden sayıldığını anlayabiliyorsunuz da; kadınlarla ilgili olarak, dönemine göre bu kadar farklı düşünebilen birinin konu Atatürk, cumhuriyet ve devrimler olduğunda nasıl böyle muhafazakar kalabildiğini anlamakta zorlanıyorsunuz. O kadar ki, kendisini yana yakıla savunan yazılarda bile “Cumhuriyet onu, o da Cumhuriyeti kabullenemez.” ifadelerine rastlarsınız. Zaten 1922’den sonra hiç yazmamıştır. Cumhuriyeti kabul edememiş bir yazarın resminin bu dönemde basılan paranın üzerinde bulunmasını siyasi bulanlar belki de haklılardır. Ancak zaten paranın kendisi bizzat siyasi bir şey değil midir?
Hayatımın hiçbir döneminde ‘ötekileştirme’ tutumundan hoşlanmayan ben, Fatma Aliye Topuz hakkındaki bu yazıyı yazarken anlama gayreti içerisindeyim. Böyle bir kadın, Osmanlı döneminde bazı vakitler insan bile sayılmayan kadının Cumhuriyet döneminde, bunca hak elde etmesini nasıl görmezden gelebilir? Açıklamayı da ancak şöyle yapabiliyorum: şimdi, 2022 yılında bildiğimiz tanıdığımız cumhuriyetten bahsetmiyoruz. Henüz kurulmakta olan yüzlerce yıllık geleneği ve alışkanlığı yıkarak gelen belirsizliklerle dolu bir cumhuriyet onların tanıdığı. Elbette ürkütücü gelmiştir. Üstelik karşı çıkanların en çok korktuğu şey, en değerlileri olan dinleri, İslam’a zarar gelmesiydi ve yana yakıla cumhuriyetin bunu yapacağını savunuyorlardı. O dönemin şartlarında bir kadının bundan korkmuş ve çekinmiş olması kuvvetle muhtemeldir diyorum ben. Bir de tabii bireysel düzlem var. Kendisinin bir Osmanlı paşasının kızı olması elbette bakış açısını etkiler. Üstelik ailesinden kaçarak bir Katolik manastırında rahibe olmayı seçen bir kız evlat da var. Bu sıkıntılar onu, dinine daha da sıkı bağlamış olabilir. İslamı bu denli savunan neredeyse kendisine kalkan edinen bir annenin kızından böylesi bir darbe yemesi. Babasının öteden beri sadakatle hizmet ettiği saltanatın kaldırılması; kendisinin hakim olduğu bildiği kullandığı alfabenin değiştirilmesi onun için kabul edilebilir şeyler olmadı demek ki.
Cumhuriyete olan tutumunu kesinlikle onaylamasam da nedenlerini anlayabiliyorum. Bu konudaki yorumum: yazık olmuş! Bundan yaklaşık yüz elli yıl kadar önce kadınların içinde bulunduğu durumu görebilmiş, erkek egemenliğine kendince ayak diremiş ve en önemlisi de var olmayı başarmış bir kadın yazar. Cumhuriyeti de aynı açık görüşlülükle benimsese ve yazmaya devam etseydi nasıl olurdu, diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
“… Kız evlatlardan öyle valideler yetişmelidir ki, hem oğullara ilk mektep olmaya ne derecelerde şayam bulunsa evlada iyi bir numune alamayacak bir pederin evladın alacağı terbiye-i esasiye ve tutacağı etvar ve harekata pek büyük tesiri olur.
Aileden alınacak terbiye-i esasiye insanın o kadar iliklerine geçer ki mektep ve tahsilin bunu geçiremediği pek çok defalar görülüyor. Zevcin zevceye muamelesi, istikbalde zevc olacak oğlun zevcesine olacak muamelatını ihzar eyler.”
(Fatma Aliye Hanım Evrakı, Atatürk Kitaplığı, 9/1 sıra numaralı belge)
O devirde bile kadınların, annelerin iyi yetiştirilmesinin ne denli önemli olduğunu böylesi net ve bilinçli bir şekilde ifade eden bir kadın yazarın, bir de cumhuriyet için çalışsaydı ülkemin kalkınmasında ne kadar yararlı olabileceğini düşünmeden edemiyorum.

 

#ilkTürkkadınyazar #birkadın #Atatürkdüşmanı #feminist #muhafazakar #ahmetmitatınmanevikızı #Meram #HayalveHakikat #Muhadarat # Refet #Udi #Levâyih-Hayat #Enin        #HanımlaraMahsus #50liralıkbanknot

2 Yorum